giostik

tarzan brothers

Nisan 13, 2006 ·

 

 

yıllar öncesinden bir kare.

mekan : Sapanca

 

ayaktakiler : kuzen, kız kardeşim, ben

oturan: ufak kuzen

 

bir baba hindi

Nisan 9, 2006 ·

 
ay, dünya ile güneş arasında giriyor. hava kararıyor, hafif bir yel esiyor. bedenimde anlamsız bir soğukluk. dünya güneşe hasret dolu bir dakikayı dolduruyor. gözlerimi bu özleme çevirmek istiyorum. gözlerim yanıyor, bakamıyorum. arkamda bir ilkokul öğrencisi sevinç çığlıklarıyla "güneş tutuldu..güneş tutuldu" diye öğretmeninin paçasına tutunuyor farkedemediği bir ürkeklikle aslında. gözlük almadığıma yanarken bir defa daha deniyorum, bir defa daha başaramıyorum. oysa Hacıoğlu'nun sokaklarında isli camlarla nasıl da "bende sıra, ben bakacam şimdi" diye kavgalara tutuşurduk. arkamı dönüyorum "bende sıra, ben bakacam şimdi" çığlığı atıyorum sessizce. cevap veren yok. "oğlum" diyorum, "bir daha ne zaman tutulacak, kim öle kim kala, dile kolay 54 yıl" derken, is dolu gözler Konya asfaltlarına anlamsız bir anı bırakıyor. en azından iki dakika daha güneş kurutamayacak bu içimdeki beni, özlemi. kendimi toparlıyorum, is dolu gözlerle bu hasrete dem vurmaya olan inancımla tekrar bakıyorum...

Adapazarı'nı görüyorum. Arifiye tren garında memleketine kavuşan hemşerilerimin yüzündeki o ifadeyle tıklıyorum evimin kapısını. suya düşüyor herkesi uyandırma hayallerim bana bakan özlem dolu bakışların arasında. "Uyuyamam anne, bilet almam gerek. ben hemen gelecem". Asm'nin o ilk sinema bileti aldığım gişesinde buluyorum kendimi uykusuz kalmış bu pusulu gözlerle. "BİLET SATIŞLARI STAD GİŞELERİNDEN YAPILACAKTIR". Çark Caddesi. şu bir zamanlar vızır vızır arabaların geçtiği meşhur Çark Caddesinde ilerliyorum bir Perşembe sabahında. Atatürk Lisesi, Askeriye derken içimi eritiyor bu geri sayım. yeşille siyaha bürünen Sakarya Atatürk Stadına geldim derken yıkılıyorum. o dökük boyalı duvarlar bana bakmıyor. dibine kadar enerjimin son kredileriyle ulaşıyorum. kilit vurulmuş kapıları beni dar ediyor bu anlam veremediğim şehire. "Abi ayağının dibindeki misketi atar mısın ?"..

"uyku tulumu" demek. yıllardır kaderine terk edildi demek. şehrin acıklı hikayesini stadın yanına yaklaşamayan o ufak çocuktan öğreniyorum. futbol bu şehiri terketmiş. "uyku tulumu" diye yutturulan bu yalan dolanlar ruhumu bir anakonda misali boğuyor. sezen aksu çalıyor dede yadigari tek kasetlik teybimden. "Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde...". Babam anlatıyor ben dinliyorum. ben soruyorum babam cevaplıyor. annem okşuyor ben tepkisiz kalıyorum. ben ağlıyorum annem siliyor. aylardır hayallerini kurduğum günün tokatıyla giriyorum yatağıma. hayır yapamayacağım. yastığın altına kalemimle, notumu bırakarak gecenin ıssızlığında kayboluyorum...

"Arifiyeeeee... Arifiyeeee...". kondüktörün vagondaki bu bağırışıyla uykumdan uyanıyorum. güneş gözümü kamaştırıyor. kafamı toparlayamıyorum bir süre. aman allahım hepsi bir rüya mı ? şükürler olsun. Arifiye-Adapazarı arabasına biniyorum elimde bir yerel gazetenin spor sayfası açık vaziyette. mahalledeki fırından taze ekmekleri alıp kapıyı tıklıyorum bu sefer. sonrası "Ben çıkıyorum, maçtan sonra gelirim." ve gece 23 surları. mahalle başında karşılaşıyorum Babamla. "Yendik mi oğlum?", "evet baba. 2-0 aldık maçı." babam vardiyasına giderken asansörün içinde burnuma annemin yemek kokuları geliyor. mutfağa gittiğimde sofrada "bir baba hindi" görüyorum. zafer sarhoşluğuyla yastığıma kafamı koyarken elimi yastığının altına sokuveriyorum. ve ışığı yakıp okuyorum : "Biz bu şehri tribünden sevdik"...
 
04/04/2006

halimiz duman

Şubat 5, 2006 ·

 

yarın sigarasız yedinci günüm olacak.( şeytana uyup yakmazsam ) bir haftayı devirmek üzereyim. doğum günüme nikotinsiz girmenin ayrı bir huzuru var üzerimde. fotoğraf albümüne bakınca ilk doğum günümdeki küpürü görünce güldüm yeniden. gazeteci bir aile dostumuz jest yapıp "minik gio 1 yaşında"  diye başlık atmış habere. masanın üzerinde, sağımdan annemin solumdan babamın tutuşuyla durduğum siyah-beyaz fotoğraf. işte öyle bir şey... siyah-beyaz film gibi biraz...

 

"doğarken dünyayı böyle bilmezdim
elimde olsaydı belki gelmezdim
kaderin böylesine razı olmazdım
nesine razı ettin beni sevdiğim
hepsine razı ettin beni sevdiğim..."

sig(tir)ara

Şubat 3, 2006 ·

 

sigarasız 4.günüm. bu sefer olacak! bilmem kaçıncı denemem. yenile yenile yenmeyi öğrendim sanırım. şu sigara paketlerindeki uyarıları da çok sevdim.

 

"sigara içen bülent ersoyla süt banyosu yapsın."

 

içersem namertim.

gün

Şubat 3, 2006 ·

 

gün. 24 saat. 1440 dakika. 86400 saniye. bir de başka gün var ki ortalama 4-5 saat sürüyor. küsüratı önemsiz. 20-30 metre karelik bir alan içinde 10-20 kadın. bazısı örgüsünü örüyor, bazısı da aralarında konuşuyor. ev sahibi ise ikramlar için mutfakta. muhabbet, yemek faslı ve alışveriş. küçük altın, euro ya da yeni türk lirası. eskiden "mark" vardı. yediler onu. muhakkak aralarından bir ve ya iki kişi bu günlerden istifade ticaret yapıyor. kimisi nevresim kimisi kozmetik ürünlerini arkadaşlarına satmaya gayret gösteriyor. "acelesi yok. paran olduğu zaman verirsin.", "alayım o zaman. bi de şunu alayım."...

 

tipik bir türk geleneği. her ne kadar büyük şehirlerde etkisini çok gösteremese de. ilk "gün" de herkes toplanır. ve büyük çekiliş.

 

- sıkışığım bi dahaki ay bende olsun.

- benim de taksitler birikti. bi dahaki ay da benim olsun.

- eh iyi napalım son ay da bana kalsın.

- bir çekiliş yapacaktık. heyecan bırakmadınız vallah.

 

hamur işleri, özel mezeler ve vazgeçilmez kısır. ve özel siparişler. çerkes tavuğu. bana da kalanları yemek kalıyor.

 

- anne gün paranın bir kısmını bana verir misin ?

 

yaşatınız ey kadınlar! kısır yemek istiyor bu türk erkeği!

altı

Şubat 3, 2006 ·

 

uzun bir yolculuk. ruhen ve bedenen çöküş. uykuya inat herşeye inat. ve etimekli pasta. mmm...

beş

Şubat 2, 2006 ·

 

...dinlendirici bir şekerleme oldu. vagondaydım, oraya gidiyordum. tren yolunun bir rayı gibiydim. nereye gideceği belli azıcık pas tutmuş şekilde. güneş doğuyor vagonun içinde. kalkıp çayımı içmem gerek. koridorda ilerliyorum. herkes uyuyor. usta çayı demlerken hayat ta beni demlemeye devam ediyor. kondüktör'ün sesi yankılanıyor : "Arifiyeee, Arifiyeee...". ne çabuk geldik. çayım daha bitmemişti. çapaksız uyandım. gece yarısına çok az kaldı. patatesler haşlanıyor. turşu yiyemiyorum. kahretsin! sevgilimi çok özledim...

dört

Şubat 1, 2006 ·

 

dörtte üçü sularla kaplı tiyatro sahnesi...

perde hiç kapanmıyor...

üç

Şubat 1, 2006 ·

 

kendime geldiğimde,

kendimi baygın buldum.

iki

Şubat 1, 2006 ·

 

...pencereyi açık unutmuşum. sibirya'dan gelen soğuk hava odamın her köşesinde. sayfa 122. Delikanlı’nın genç Dolgorukiy’si bir Rothschild olma yolunda ilerliyor. perdesi açık büyük penceremden dışarı baktığımda o bina hiç korkutucu gelmiyor artık. ve asit pompası inhibitörü. yarım saat sonra kahvaltımı yapmam lazım. beş dakika daha uyuyayım...

« Önceki ::