giostik

bir baba hindi

Nisan 9, 2006 ·

 
ay, dünya ile güneş arasında giriyor. hava kararıyor, hafif bir yel esiyor. bedenimde anlamsız bir soğukluk. dünya güneşe hasret dolu bir dakikayı dolduruyor. gözlerimi bu özleme çevirmek istiyorum. gözlerim yanıyor, bakamıyorum. arkamda bir ilkokul öğrencisi sevinç çığlıklarıyla "güneş tutuldu..güneş tutuldu" diye öğretmeninin paçasına tutunuyor farkedemediği bir ürkeklikle aslında. gözlük almadığıma yanarken bir defa daha deniyorum, bir defa daha başaramıyorum. oysa Hacıoğlu'nun sokaklarında isli camlarla nasıl da "bende sıra, ben bakacam şimdi" diye kavgalara tutuşurduk. arkamı dönüyorum "bende sıra, ben bakacam şimdi" çığlığı atıyorum sessizce. cevap veren yok. "oğlum" diyorum, "bir daha ne zaman tutulacak, kim öle kim kala, dile kolay 54 yıl" derken, is dolu gözler Konya asfaltlarına anlamsız bir anı bırakıyor. en azından iki dakika daha güneş kurutamayacak bu içimdeki beni, özlemi. kendimi toparlıyorum, is dolu gözlerle bu hasrete dem vurmaya olan inancımla tekrar bakıyorum...

Adapazarı'nı görüyorum. Arifiye tren garında memleketine kavuşan hemşerilerimin yüzündeki o ifadeyle tıklıyorum evimin kapısını. suya düşüyor herkesi uyandırma hayallerim bana bakan özlem dolu bakışların arasında. "Uyuyamam anne, bilet almam gerek. ben hemen gelecem". Asm'nin o ilk sinema bileti aldığım gişesinde buluyorum kendimi uykusuz kalmış bu pusulu gözlerle. "BİLET SATIŞLARI STAD GİŞELERİNDEN YAPILACAKTIR". Çark Caddesi. şu bir zamanlar vızır vızır arabaların geçtiği meşhur Çark Caddesinde ilerliyorum bir Perşembe sabahında. Atatürk Lisesi, Askeriye derken içimi eritiyor bu geri sayım. yeşille siyaha bürünen Sakarya Atatürk Stadına geldim derken yıkılıyorum. o dökük boyalı duvarlar bana bakmıyor. dibine kadar enerjimin son kredileriyle ulaşıyorum. kilit vurulmuş kapıları beni dar ediyor bu anlam veremediğim şehire. "Abi ayağının dibindeki misketi atar mısın ?"..

"uyku tulumu" demek. yıllardır kaderine terk edildi demek. şehrin acıklı hikayesini stadın yanına yaklaşamayan o ufak çocuktan öğreniyorum. futbol bu şehiri terketmiş. "uyku tulumu" diye yutturulan bu yalan dolanlar ruhumu bir anakonda misali boğuyor. sezen aksu çalıyor dede yadigari tek kasetlik teybimden. "Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde...". Babam anlatıyor ben dinliyorum. ben soruyorum babam cevaplıyor. annem okşuyor ben tepkisiz kalıyorum. ben ağlıyorum annem siliyor. aylardır hayallerini kurduğum günün tokatıyla giriyorum yatağıma. hayır yapamayacağım. yastığın altına kalemimle, notumu bırakarak gecenin ıssızlığında kayboluyorum...

"Arifiyeeeee... Arifiyeeee...". kondüktörün vagondaki bu bağırışıyla uykumdan uyanıyorum. güneş gözümü kamaştırıyor. kafamı toparlayamıyorum bir süre. aman allahım hepsi bir rüya mı ? şükürler olsun. Arifiye-Adapazarı arabasına biniyorum elimde bir yerel gazetenin spor sayfası açık vaziyette. mahalledeki fırından taze ekmekleri alıp kapıyı tıklıyorum bu sefer. sonrası "Ben çıkıyorum, maçtan sonra gelirim." ve gece 23 surları. mahalle başında karşılaşıyorum Babamla. "Yendik mi oğlum?", "evet baba. 2-0 aldık maçı." babam vardiyasına giderken asansörün içinde burnuma annemin yemek kokuları geliyor. mutfağa gittiğimde sofrada "bir baba hindi" görüyorum. zafer sarhoşluğuyla yastığıma kafamı koyarken elimi yastığının altına sokuveriyorum. ve ışığı yakıp okuyorum : "Biz bu şehri tribünden sevdik"...
 
04/04/2006

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşına Gönder!

« Önceki :: Sonraki »